Install Flash Player and enable JavaScript Tikla.
 
Bu program sayesinde internet sitelerindeki flash animasyonlari g?rebilirsiniz. Macromedia Adobe Flash Player internet ?zerinde animasyonlari, reklamlari, flash videolari g?r?nt?lemenizi saglayan bir tarayici eklentisidir. Flash Player ile girmis oldugunuz etkilesimli web sayfalarini en verimli bi?imiyle g?rebileceksiniz. Macromedia sirketinin bir yazilimi olmasina ragmen Adobe'nin Macromedia'yi satin almasi ile Adobe adi ile sunulmaya baslanmistir. Uzun zamandir deneme s?r?mleri yayinlanan yazilim bu s?r?m? ile kararli hale getirilmis ve hatalar d?zeltilmistir. Her internet kullanicisinin sistemine kurmasi gereken bir uygulamadir. Ayrica boyutu olduk?a k???kt?r ve ?cretsizdir.
Ara
Other
Giriş
Menü
icon_home.gif Anasayfa
page_white_text.gif Içeriklergizle/göster
 Radyo & Chat
 Radyo Istek
 Içerikler
 Ansiklopedi
 Forum
 Resim Galeri
 Video Arşiv
newspaper.gif Habergizle/göster
 Haber
 Konu bölümleri
 Web Yenilikleri
icon_poll.gif Bilgigizle/göster
 Anketler
 Bilgi Formulari
 Arkadasina öner
 Top
 Ara
icon_community.gif Toplulukgizle/göster
tree-T.gif User registration
 Kullanici Kayit
 Ziyaretçi Defteri
Haber
‘Taş atan’ çocuğa ilk duruşmada 11 yıl hapis *  * Ankara'da 37 öğrenci gözaltına alındı  *  * Yaşamını yitiren 1 PKK'linin kimliği açıklandı *  * Karayılan'dan katliamlara karşı ulusal birlik çağrıs *  * Kışanak: AKP muhatap değil, destekçi arıyor *  * KCK, katliamları kınamaya çağırdı  *  * RSF Türkiye’yi ‘gözetim’e aldı  *  * HPG: Suriye Qamişlo serhildanından doğru sonuç çıkarmalı *  * Küçük Şilan Roj Tv için yardım topluyor *  * Soykırım kabulünde Kürt vekil belirleyici oldu *  * Yunanistan'da yüzbinler hayatı durdurdu *  * Bengi Yıldız: Devşirme Kürtler devrede  *  * Yaşamını yitiren 6 PKK'linin kimlikleri açıklandı *  * Asker mayını can aldı: 1 çocuk öldü, 2’si yaralandı *  * Türk ordusu Zap ve Cudi’yi bombaladı *  * PKK’li Kazım Yılmaz binler tarafından uğurlandı *  * Göç eden kadınlar haklarından yararlanamıyor *  * İHD bölge cezaevleri raporu: 2009 yılında bin 8 ihlal yaşand *  * Öcalan'a işkence AİHM’e götürüldü  *  * Ardahan’da eğitime polis müdahalesi  *  * CDK Kürtleri eyleme çağırdı  *  * Yeni sol ilk günden fire verdi  *  * Roj Tv soruşturmasında yeni gözaltılar  *  * Demirtaş: Suçlu kerpiç değil, yöneticilerdir  *  * HPG saflarına 35 yeni savaşçı katıldı  *  * Süleymaniye ve Kerkük'te Goran kazandı iddiası *  * KCK’den başsağlığı mesajı  *  * PJAK Başkanı Haci Ehmedi serbest bırakıldı *  * Bölgede artçı şoklar yıllarca sürebilir  *  * Kışanak: Önce Erdoğan empati yapsın  * 
Shoutbox

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen
Giriş Yapın ya da Üye Olun.
Roj TV

Topsites
Wêne Galerî

14
brusk..

hepsi mükemel görüntüler
(03/11/10 at 17:49)

gerilla 06
SERVET BEY

ONLAR ONURUMUZ VE ŞEREFİMİZİN TEMSİLCİLERİDİR
(03/06/10 at 09:38)

44
yekbun


(02/12/10 at 06:33)

PKK3
rotinda212..

süperr olmuş tebrikler
(02/06/10 at 07:54)

Gerilla Kandil
zerdest63

gelek spas heval no gelek baş buyu
(01/29/10 at 19:00)

dd
rezdar21

cok güzel
(08/20/09 at 16:36)

gerilla 12
beritan

dağdaki tüm yaban çiçeklerine serkeftin
(08/18/09 at 07:18)

gerilla helikopter 1385
beritan

gerilla vurdumu böyle vurur her biji gerilla lexın..
(08/17/09 at 09:39)

Gerilla Jiyan
beritan

mükemmel resimler
(08/17/09 at 09:23)

Reber Apo
seydo__196..

be serok jiyan nabe her şey siz olur ama serok siz..
(06/30/09 at 20:54)

Kurdistan Wene Galerî

Toplist
Serok Apo
İnsan Hakları
Wîkîpediya

Ensîklopediya azad
Nivîsbariya a Kurdî
Updates
Add website
Karasu: Sivas katliamı bir devlet politikası
114 okunma; Yazar Azad Tarih: Perşembe, 02. Temmuz 2009
Parti Önderliği Haberleri ZAGROS - Sıvas’ta Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinde Madımak Oteli’nde 33 sanatçı ve iki de otel görevlisi olmak üzere 35 kişinin yakılarak öldürüldüğü katliamın üzerinden 16 yıl geçti

 

Tarihe Sivas Katliamı olarak geçen bu olay Türkiye’de önemli bir demokrasi dinamiği olan Alevilerin belleğinde canlılığını koruyor. Alevilerin ve Alevi sorunun tartışıldığı bir dönemde Sivas Katliamının 16. yıl dönümü vesilesiyle KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu katliamın nedenleri ve devletin Alevi politikasını ajansımıza değerlendirdi.

Sivas katliamından devletin sorumlu olduğunu belirten Karasu, bu katliamın Alevilerin ve demokratların Kürt özgürlük hareketiyle birleşmemeleri için gözdağı vermek amacıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Karasu, Türk devletinin son yıllarda Alevilere yönelik söylem ve yaklaşımlarındaki yumuşamaların da Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesi sonucu geliştiğini ifade ederek, devletin bazı işbirlikçileri aracılığıyla Alevileri özünden uzaklaştırmayı hedeflediğini ve AKP’nin Alevi Çalıştayının da bu amaca hizmet ettiğine işaret etti.

“Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’ye tam demokrasi gelmez. Türkiye’ye tam demokrasi gelmeden de Alevilerin sorunları çözülmez. Alevilere demokratik yaklaşım gösterilmez.” diyen Karasu, 2 Temmuz’un yıldönümü vesilesiyle Alevileri tarihlerinde olduğu gibi yine özünü koruyarak onurlu yaşama mücadelesi vermeye çağırdı.

* 2 Temmuz Sivas katliamına hem bir Sivaslı, hem de o yıllara damgasını vuran Türkiye’deki tek etkili özgürlük ve demokrasi mücadelesi olarak yükselişe geçen PKK hareketinin yöneticisi olarak tanık oldunuz. Katliama giden süreci anlatabilir misiniz?

- Gençlik yıllarımın Sivas’ta geçmesi tabi ki böylesi bir katliamın gelişmesinin nedenlerini daha iyi anlamama yol açtı. Sivas katliamının yapıldığı Madımak Otelinin önü özellikle yaz aylarında hemen hemen her gün geçtiğim bir yerdi. Zaten önceleri Madımak otelinin bulunduğu yer bir nehirdi. Daha sonra oteli ve binaları o nehrin üzerine yaptılar. Şimdi Sivas katliamını anlamak için Sivas’taki toplumsal yapıyı ve inanç haritasını ve özelliklerini bilmek gerekiyor. Sivas gerçekten dinsel olarak Aleviliğe önyargının köklü olduğu şehirlerden biridir. Nitekim 12 Eylül öncesi Alevilere yönelik katliamlardan biri de Sivas’ta yaşanmıştır. 12 Eylülden önce Alevi-Sünni gerilimi her an kullanılacak bir özelliğe sahiptir. Türkiye’de siyasal amaçlarına ulaşmak isteyen güçler de bu gerilimi kışkırtarak, Alevilerin öldürülmesi üzerinden siyasal amaçlarına ulaşmak istemişlerdir. 12 Eylül’e giden yolda yine Türkiye’de her an patlak verebilecek bu gerilim kışkırtılmış Maraş’ta yine Aleviler kurban edilerek sıkıyönetim ilan edilmiştir. Özellikle de 2000 yılları öncesine kadar Türkiye’de demokratik olmayan güçler ve devletin faşist, baskılayıcı uygulamalarından Aleviler de nasibini almıştır.

‘KÜRT ALEVİ DÜŞMANLIĞI İÇİÇE GEÇMİŞTİR’

1993 yılı da Türkiye tarihindeki en baskıcı ve faşist uygulamaların uygulandığı bir yıldır. Bilindiği gibi 1993 yılı aynı zamanda Kürdistan’da faili meçhul cinayetlerin, köy yakma ve yıkmaların en fazla olduğu bir yıldır. Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı özellikle ‘92, ‘93, ‘94, ‘95 yıllarında tam bir terör estirilmiştir. Kürdistan halkı faydalanır diye en küçük demokratik haklara, demokratik tutumlara tahammül edilmemiştir. Kürdistan halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için de toplumda Kürt karşıtı ve gerici bir zihniyet kışkırtılmıştır. Faşist ve gerici zihniyetteki herkes meşru görülmüştür. Yeter ki PKK karşıtı olsun, Apo karşıtı olsun herkese müsamaha gösterilmiştir. Bu karşıtlık en fazla da faşistlere yaptırılmıştır.

Özellikle de İç Anadolu ve Karadeniz’de siyasi İslam’ın etkisinde olan ve dinin faşizmin, Türkçülüğün, şovenizmin hizmetine sokulduğu yerlerde Kürt halkına ve bunun doğal sonucu olarak da Alevi Kürtlere karşı ve tüm Alevilere karşı bir kışkırtma yapılmıştır. Şoven kışkırtma içinde olan bu topluluklar, Kürt Halkının Özgürlük Mücadelesine ve bunun doğal sonucu olarak da Alevilere karşı düşmanlık içine sokulmuştur. Sivas’taki Alevilerin önemli bir bölümü de Kürt’tür. Bu bakımdan Sivas’ta Kürt ve Alevi düşmanlığı iç içe geçmiştir. Siyasal İslamcı güçler açısından da, islamı faşist siyaset için kullananlar açısından da bu böyledir.



‘KATLİAM ALEVİLERE VE AYDINLARA GÖZDAĞIYDI’

Devletin şovenist ve baskıcı uygulamalarının ayyuka çıktığı bir yılda bu katliam gerçekleşti. Alevi ozanların, belli demokrat aydınların katılımıyla Pir Sultanı anma etkinlikleri yapıldığı bir dönemde bu şovenist ve dini maske yapan gerici güçler ‘Sivas’ta böyle bir etkinlik olamaz, böyle bir etkinlik yaptıramayız’ diyerek Madımak Oteline saldırmışlar ve yakmışlardır. Bu yakmalar karşısında da devlet sessiz kalmıştır. Çünkü ‘93’teki genel politikası sol ve demokratik güçlere karşı da açıkça düşmancadır. Kürtler yararlanır diye Türkiye’de demokratik adımlar atılmadığı gibi Kürtleri bastırmak için her türlü demokratik hakların kısıtlandığı ve baskıcı bir düzen kurulduğu bu yıllarda demokrat aydınlara ve sanatçılara tahammül yoktur. Nitekim bu devlet politikası gereği saldırıya uğrayan bu aydınlara sahiplenme yerine katledilmelerine sessiz kalınmıştır. Aslında bunlar şahsında bütün aydınlara, Alevilere ve bütün demokratlara Kürt özgürlük hareketiyle birleşmemeleri için gözdağı verilmiştir. Sivas katliamı bu temelde gerçekleşmiştir.

‘FETULLAHÇILAR VE SİYASAL İSLAMCILAR KENDİLERİNİ AKLIYOR’

* Sivas katliamı bir devlet politikası mıydı? Ergenekon süreciyle birlikte devlet içindeki çetelerin işi olduğu ifade ediliyor…

- Şimdi Sivas katliamını o günkü devlet politikasından kopuk, Sivas’ta ve Türkiye’de yaratılan toplumsal gericilikten kopuk ele almak yanlıştır. Tabi ki bu katliamdan devlet sorumludur. Devlet izlediği ideolojik, siyasal yaklaşımlarla, toplulukları bu hale getirdiği gibi bu gerici faşist ve dini kullanan topluluklar bu aydınlara, sanatçılara saldırdığında ses çıkarmamıştır. Olayı böyle görmek gerekiyor. Fetullahçıların ve siyasal İslamcı kesimlerin bu olayı sadece devlet içindeki bazı derin örgütlemelere yıkarak kendini aklamaya çalışmaları yanlıştır. Bu kendilerini aklamak çini yapılan basit bir kurnazlıktır.

Devletin ortak olduğu bu cinayetten bazı odakları suçlayarak devletin tümünün izlediği ve ortak olduğu o günkü politikalarını temize çıkarmaya ve dini siyasete, şövenizme alet ederek Alevilerin katledilmesine ortak olan kendilerini kurtarmaya çalışmaları kabul edilemez. Çünkü bu kesimler geçmişte Alevilerin ve Sunilerin yan yana yaşadığı yerlerde Alevi düşmanlığı üzerinden kendi siyasi duruşlarını tanımlamışlar ve böylece Alevi karşıtlığı üzerinden Sünni kesimlerin inançlarını sömürerek kendi yanlarına almışlardır. Kendi siyasi amaçlarına alet etmişlerdir. Sivas katliamındaki bu zihniyeti bu anlayışı görmek gerekiyor. O günkü ortamın koşullarında bu olayı değerlendirmek gerekiyor. Yoksa bu günden kalkıp “öyle değildi, şöyleydi ve bu katliam yanlıştı” diyerek bu işlerden sıyrılmak mümkün değildir.

Tabiî ki artık alevi, suni gerilimi üzerinden çatışma yaratmak ve Alevileri bu çatışmada kurban etmek kadar gerici bir yaklaşım ve uygulama olamaz. Bu açıdan tüm kesimlere düşen görev geçmişte yaratılan inanç gerilimlerinin ortadan kaldırılmasıdır. İnançlar üzerinden gerilim yaratarak çıkar peşinden koşanların bir daha bu tür girişimlerinde bulunmalarının önünü almak gerekir. Aslında birileri kışkırtmasa günümüzde Sünnilerin ve Alevilerin birbirine düşmanlık yapmasının hiçbir gerekçesi yoktur. Bu gerilimi ve düşmanlığı yaratanlar dini siyasete alet edenlerdir.

* Katliamın üzerinden geçen 16 yılın ardından devletin politikalarında ne tür değişiklikler oldu? Devleti bu değişikliklere götüren nedenler nelerdir?

- Sivas katliamı gerçekleşince zaten devletle önemli sorunlar yaşayan alevi toplumu devlete daha fazla tepki duymaya başlamıştır. Tabi bunun doğal bir sonucu olarak da bu faşist, şövenist devlete karşı mücadele yürüten Kürt özgürlük hareketi, Aleviler içinde daha da etkili olmaya başladı. Bu durum Türk devletini telaşlandırdı. Kürt Özgürlük hareketinin Kürt aleviler üzerinden alevi Türklere ulaşmasının kendi inkârcı-faşist politikası açısından tehlikeli sonuçlar yaratacağını, Kürt halkı etrafında Türkiye cephesinde yaratılmak istenen kuşatmanın kırılacağı kaygısına kapıldı. Bu açıdan Kürt halkının Özgürlük mücadelesinin alevi toplumu üzerindeki etkisini kırmak için giderek Alevilerin belirli kesimleriyle ilişkilenip Alevileri devletin politikasına yedekleme politikası benimsendi. Bu yumuşak yaklaşımla Alevi Kürtleri Kürt Özgürlük Hareketi’nden uzaklaştırabileceğini düşündü. Bu özel savaş politikası gereği istihbarat örgütlerinin kontrolü altında başta Avrupa’da konsolosluklar üzerinden Alevileri etkilemeye ve Kürt Özgürlük Hareketinden uzaklaştırılmaya çalıştı. Böyle bir çabanın giderek geliştiğini söyleyebiliriz.

‘KÜRT MÜCADELESİ DEVLETİN SÖYLEMİNİ YUMUŞATTI’

Tabi ki Türk devletinin Alevilere karşı eski katı sert tutumunu bırakması söylemde de olsa Alevilere yumuşak yaklaşması, Alevi derneklerine karşı daha yumuşak bir yaklaşım gösterilmesi ve alevi kültürünün bazı özelliklerinin yazılı ve görsel basında yer bulmasına, olumsuz yaklaşılamaz. Ancak bunun Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinin Türk devletini sıkıştırması sonucu, zorunlu bir politika değişikliği olarak görmek gerekmektedir. Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinin devletin politikasının belirli düzeyde yumuşamasına önemli etkide bulunduğunu hiç kimse inkar edemez. Tabi ki Türkiyeli demokrasi güçlerinin de, Türkiye’de ki devrimci demokrat güçlerin de bu sonuçta etkisi olmuştur. Çünkü Kürt gençleri sürekli demokrasi mücadelesi ve devrimci hareketler içinde yer alarak devletin baskıcı ve gerici politikalarına karşı mücadele vermiştir. Yine Alevilerin örgütlenerek kendi kültürlerini yaşatma ve alevi kültürü üzerindeki inkarcı baskıların kalkması için yürüttükleri çabaların da bu sonuçta etkisi olmuştur. Ama şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi gelişmeseydi Türk devletinin söyleminde böyle bir yumuşama ortaya çıkmazdı.

Kürt halkının bu baskıcı anti-demokratik devlete karşı yürüttüğü özgürlük mücadelesi başta alevi Kürtler olmak üzere bütün Alevileri de etkiliyordu. Sadece Kürt alevi gençleri değil, binlerce Türk alevi genci de Türkiye’yi demokratikleştirmek ve özgür bir toplum yaratmak için PKK saflarına koşuyordu. Bu da tabi Türk Devletinin politikalarını boşa çıkartan, özel savaş politikalarını da olumsuz etkileyen bir gelişmeydi. Dolayısıyla alevi yaklaşımında kimi yumuşamalara giderek bu gelişmenin önü alınmalıydı. Bunun sonucu alevi örgütlenmeleri belirli bir imkan buldular. Tabi bu imkanları bulunca da belirli bir örgütlenme, mücadele gelişti ve bunun da doğal sonucu olarak Alevilerin seslerini duyurmalarına olumlu etkisi oldu.

‘ALEVİLİK DEVLETLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR’

* Devletin alevi söylemindeki bu politik değişikliği yine bunun bir sonucu olarak bugün de gündeme gelen AKP’nin Alevi Çalıştayını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında devlet Alevileri olduğu gibi kabul etmek, Alevilerin demokratik bir ülkede inançlarını özgürce yaşamalarını sağlamaktan çok Aleviliği devletle işbirliği içinde olan bir kesim haline getirmek, Aleviliği devlet içileştirmek, sistem içi bir inanç haline getirmek çabası içine girmişlerdir. Aslında bu yaklaşım tarihte Osmanlı döneminde Alevilere karşı yapılan uygulamalardan daha ağır ve haincedir. Bunu bir kere böyle belirtmek gerekir. Geçmişte Aleviliğe karşı fiziki saldırı, baskı varken, bugün ise Alevilik inancının özünü saptırma, özünden uzaklaştırma, farklılaştırma çabası vardır.

Alevilik özü itibariyle baskıya ve zulme karşı olduğu için, devletten uzak durduğu için, baskı ve sömürüyü temsil eden devletle bütünleşmediği için kendi kültürünü koruyabilmiştir. Ya da Alevi kültürünün değeri ve varlık nedeni baskıcı ve sömürücü devletten uzak durmasıyla açıklanabilir. Alevi kültürünün değeri buradadır. Şimdi Aleviliğin bu esas yanını, özünü yani baskıdan sömürüden uzak, daha adaletli, demokratik, eşitlikçi karakterini bozacak biçimde devlete yakınlaştırma hatta diyanetin bir parçası haline getirme çabası yürütülüyor. Biz bunu Osmanlı dönemindeki katliamlar kadar ya da cumhuriyet döneminde de devam eden politikalar kadar tehlikeli görüyoruz. Bu tür yaklaşımlar Aleviliğe karşı ne yumuşak ne de demokratik yaklaşımlardır. Demokratik yaklaşım bir inancı, bir düşünceyi, bir örgütü olduğu gibi kabul etmeyi ifade eder. Demokratik yaklaşım herhangi bir siyasi, dini ve kültürel kimliğe kendine göre tanımlamalar yapmamak ya da onu devletin bir parçası haline getirmemektir.

‘DEVLETE YAKINLAŞAN ALEVİLİK ÖZÜNDEN KOPAR’

Bu tür politikalara alet olanlar da kesinlikle Alevilikten söz edemez. Devletle bütünleşen, devletin baskıcı ve sömürü yüzüyle barışık hale gelen bir Alevilik, Alevilikten kopmuş, özünü kaybetmiştir. Bir kere bunun bilinmesi gerekiyor. Artık günümüzde doğrudan demokrasiden, toplumcu demokrasiden söz ediliyor. Devletin yanında, kendisini devletten ayrı yaşamını örgütleyen ve toplumcu demokrasiyi temsil eden topluluklar değerli görülüyor. Alevi toplumu da tarihsel olarak devletten ayrı, toplumsal demokrasiyi ve komünal demokrasiyi taşıyan bir toplumdur ve bir kültürdür. Bunu taşımasının nedeni de devletten uzak durmasıdır. Dün bu güzel özellik büyük baskı ve zulüm görmüştür. Ölümle karşılaşmıştır, itelenmiştir, dışlanmıştır. Ama bugün bu özellik giderek tüm insanlık açısından yükselen değer haline gelmiştir, gelecektir. Devletin yanında kendi komünal-toplumsal demokrasisini yaşatan ve bu yönüyle toplumlarda demokrasinin mayası olan bu nitelikli topluluklar artık en değerli, kutsallık düzeyinde topluluklar olarak görülmektedir. Şimdi komünal demokratik değerleri özünde taşıyan bu alevi toplumunu, bu özünden boşaltıp devlete yaklaştırmak, günümüzde yükselen değer haline gelen bu özelliği bırakıp, toplumların gözünden düşen bir olguya yaklaştırmak Aleviliğe yapılmış ve yapılacak en büyük ihanet anlamına gelir. Bunun da gerçek alevi aydınlar tarafından ve alevi inanç önderleri tarafından kabul edilmeyeceğine inanıyorum.

‘ÇAMUROĞLU KINALI KEKLİKTİR’

Bu yönüyle AKP’nin Alevi inanç çalıştayını olumlu değerlendirmiyoruz. AKP’nin alevi çalıştayın da yer alan Reha Çamuroğlu gibilerini kendi soyunu tuzağa düşüren kınalı keklikler olarak değerlendiriyoruz. Tabi ki bu çalıştaya katılan tüm Alevileri böyle değerlendirmemiz mümkün değildir. Onlar o platforma giderek kendi amaçları doğrultusunda değerlendirmek istiyorlar. Kendi seslerini kendi düşüncelerini ortaya koyarak bu düşüncelerinin ve projelerinin topluma yansıtılmasına çalışıyorlar. Çalıştayın bu biçimde ele alınmasına karşı değiliz ama bu çalıştayı planlayanların amacına alet olmamayı ve binlerce yıldır büyük bedeller verilerek korunan Alevilik değerlerini bu asimilasyon saldırısına, bu özünden boşaltma saldırısına karşı korumayı tüm Alevilerin görevi olarak görüyoruz.

* Bu yılda da önceki yıllara oranla artan oranda Sivas Katliamının 16. yıldönümünde protesto ve anma etkinlileri var. Başta Alevi halkı olmak üzere Türkiye’deki demokrasi güçlerine nasıl bir mesaj verebilirsiniz?



* Alevilerin Sivas katliamının yıl dönümünde yapılan eylem ve etkinliklerini destekliyoruz. Tabi ki bu katliamlar unutulmamalı, dersler çıkartılmalıdır. Yine bu katliamların tarihsel arka planları ve o dönemki siyasal nedenlerinin bilince çıkarılması gerekmektedir. Bunlar bilince çıkarılırsa, olayı anlama ve bu temelde bir daha bu tür saldırılarla karşılaşmama bilinci gelişir ve bu temelde demokrasi mücadelesine daha güçlü bir katılım gösterilir. Bu yönüyle Sivas katliamı şahsında aslında Alevilere tarihte yapılan bütün bu katliamları hatırlamak, anlamak ve neden yapıldığını iyi görmek gerekiyor.

Sadece anma yetmez tabi. Anacağız ama bununla beraber o değerli insanların anısını ve ulaşmak istedikleri toplumsal gerçeğe ulaşma mücadelesi yürüteceğiz. Onları anmak, onların anısını yaşatmak için en başta da bu katliamı yaratan gerici zihniyete, siyasal ve sosyal nedenlere karşı demokrasi mücadelesinin geliştirilmesi gerekir.

Aleviler şunu bilmelidir: Türkiye demokratikleşmediği müddetçe her zaman bu tür katliamlarla, tehlikelerle karşı karşıya kalırlar. Demokratikleşmeyen bir Türkiye’de Alevi-Sünni gerilimini kışkırtarak kendi emellerine ulaşmak isteyen çevreler her zaman olur. Bu açıdan Alevilerin varlıklarını korumak, güvenceye almak için Türkiye’nin tam demokrasiye ulaşması gerekir. Tam demokrasiye ulaşması açısından da en başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunlar demokratik temelde çözüme kavuşturulmalıdır. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’ye tam demokrasi gelmez. Türkiye’ye tam demokrasi gelmeden de Alevilerin sorunları çözülmez. Alevilere demokratik yaklaşım gösterilmez. Sadece Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürütülen özel savaş gereği çıkarcı yaklaşımlar gösterilir. Kürdistan halkına karşı yürütülen özel savaş içinde Alevileri Kürt özgürlük hareketinden, demokrasi güçlerinden uzaklaştırarak demokrasi güçlerinin, Kürt özgürlük hareketinin yalnızlaştırma politikasında kullanmak isterler. Buna kesinlikle aleviler düşmemelidir.

Demokrasi güçleriyle bütünleştikçe, Kürt Özgürlük Hareketiyle bütünleştikçe, Kürt Halkının özgürlük mücadelesinin yanında oldukça kendilerinin de güvenceye kavuşacaklarını, ancak Türkiye’nin demokratikleşerek kendilerine yönelik tehlikelerin ve asimilasyon politikalarının ortadan kalkacağını bilmelidirler. Bunu böyle anlamadan Aleviliği savunmak mümkün değildir. Kürt Özgürlük Hareketine uzak durarak, demokrasi mücadelelerine uzak durarak Alevilerin özüne de uzak durulmuş olur. Üç temmuz olayının yüklediği görev demokrasi mücadelesine daha fazla katılmaktır. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketine daha fazla destek vermektir. Kürt özgürlük hareketiyle yakın olmaktır.



TÜRK ALEVİLERİ SESSİZ KALMAMALI



Alevilerin yarısı Kürt’tür. Kürt aleviler aynı zamanda ulusal Kültürel kimlikleri yönünden de baskı görüyorlar. Ulusal kültürel soykırıma tabi tutuluyorlar. Tabi ki inanç üzerindeki baskı kaldırılmalıdır. Tabi ki Alevi inancı ve kültürü üzerindeki baskıya ve asimilasyoncu politikalara karşı mücadele verilmelidir. Tabi ki aleviler, alevi dernekleri bu konuda hassas ve duyarlı olacaklardır. Bu konudaki tutumlarını ve mücadelelerini ortaya koyacaklardır. Ancak alevi Kürtlerin yaşadığı kültürel soykırımın acısını da içlerinde hissedeceklerdir. Kendi inanç kardeşlerinin uğradığı bu kültürel soykırımı yüreklerinde hissetmezlerse, buna karşı da mücadele vermezlerse Türkiye’nin demokratikleşmesi gerçekleşmez. Böylelikle aleviler kendi inançlarını da tam yaşayamazlar. Kendi inançlarının ve kültürlerinin geleceğini güvenceye alamazlar. Öte yandan Kürt alevi kardeşlerinin ulusal ve kültürel soykırıma tabi tutulması karşısında sessiz kalmış olurlar. Böylece inanç kardeşliği görevlerini yerine getirmemiş olurlar. Bu da esas itibariyle Aleviliğin özüne ters düşmek anlamına gelir.

Sivas katliamından tabi ki alevilerin kendi aralarında birlik oluşturması sonucu çıkarılmalıdır. Parçalı olmamalıdırlar. Türk devletinin kendilerini parçalama oyunlarına gelmemelidirler.

Tarihte aleviler büyük bedeller ödeyerek inançlarını korumuşlardır. O halde inançlarını büyük bedeller vererek koruyan atalarına saygının gereği de Türk devletinin Aleviliği devletin işbirlikçisi haline getirme, devletin bir parçası haline getirme politikalarına ‘dur’ demelidirler. Bazı keklik soylu Alevilerin söylediği gibi devletin içine girmek, devletle bütünleşmek, devletin yandaşı olmak, devlet politikalarının parçası olmak iyi bir şey değildir. Alevilere de hayır getirmez. Her inanç kendini bazı maddi imkanlar ve mevkiler elde etme uğruna özünden koparsa bu kendini satma ve ihanet etme olur. Devlet belirli ekonomik, sosyal imkânlar da tanıyabilir. Ama bu inançlarının özünün değişmesi, bozulması karşılığında yapılıyorsa bu tabi ki ihanettir. Bu gün yapılan da bu ihanetin dayatılmasıdır. Bu açıdan devletin sesi olan, devletin aleviler içindeki ajanları haline gelmiş İzzettin Doğan ve Cem Vakfı gibi çevrelerin, vakıfların politikalarına karşı da mücadele etmek, onların esas olarak da Aleviliğe karşı yürüttüğü saldırıları geri püskürterek Aleviliğin tarihinde olduğu gibi bu gün de özünü koruyarak onurlu yaşama mücadelesini vermek gerekir. 2 Temmuz vasıtasıyla tüm Alevilere düşen en temel görev de budur.

ANF

Karasu: Sivas katliamı bir devlet politikası

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.


Haber Puanlama
Ortalama puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

İlgili bağlantılar

En çok okunan haber: Parti Önderliği Haberleri: